Gözden Kaçırmayın

Yalova Sokaklarında 'Yeni Bir Yer' Arayışı: İnsan Geçmişi Geride Bırakmak ve İyi Yaşamak İçin GiderYalova Sokaklarında 'Yeni Bir Yer' Arayışı: İnsan Geçmişi Geride Bırakmak ve İyi Yaşamak İçin Gider

İnsanoğlunun varoluşundan bu yana en büyük bilinmezi olan ölüm, tarih boyunca filozofların, bilim insanlarının ve sanatçıların temel tartışma konularından biri olmaya devam ediyor. Geleceği bilme arzusu ile bilinmezin getirdiği huzur arasındaki ince çizgi, günlük hayatta da sık sık karşımıza çıkan felsefi bir ikilem yaratıyor. Yalova Konuşuyor ekibi, bu derin ve evrensel temayı Yalova sokaklarına taşıyarak vatandaşlara zorlu bir tercih sorusu yöneltti. "Tercih hakkınız olsaydı, ne zaman öleceğinizi mi yoksa nasıl öleceğinizi mi bilmek isterdiniz?" şeklindeki varsayımsal soru, sokakta adeta ayaküstü bir felsefe oturumuna dönüştü. Görüştüğümüz Yalovalılar, bu çarpıcı ikilem karşısında hem pratik hem de duygusal refleksler sergilerken, verilen yanıtlar ve sunulan gerekçeler toplumun yaşama ve ölüme bakış açısındaki çeşitliliği gözler önüne serdi.

Zamanı bilip hayatı planlamak isteyenler

Mikrofon uzattığımız vatandaşların önemli bir bölümü, tercihlerini ölümün 'zamanını' bilmekten yana kullandı. Bu seçimi yapanların temel motivasyonunun, geride kalan ömrü daha verimli ve planlı yaşama arzusu olduğu görüldü. Bir vatandaş, bu durumu "Ne zaman öleceğimi bilmeyi seçerdim. Çünkü hayatımda yapmak istediğim, yapamadığım şeyler için en azından bir zamanım olurdu ve onları telafi ederdim" sözleriyle özetledi. Bu yaklaşım, modern çağın hızına kapılıp ertelenen hayallerin, sevdiklerine ayrılamayan zamanların ve yarım kalan işlerin bir 'son kullanma tarihi' bilindiğinde nasıl önceliklendirileceğine dair güçlü bir mesaj içeriyordu. Öte yandan, aynı seçeneği işaret eden bir başka vatandaşın sunduğu analitik gerekçe de dikkat çekiciydi: "Ne zaman öleceğimi bilmeyi tercih ederdim. Çünkü zaten nasıl öleceğimi de o zaman yaklaştığında muhtemelen anlamış olurdum." Bu mantıksal çıkarım, zamanı bilmenin dolaylı olarak şekli de açık edeceği düşüncesine dayanıyordu.

Tedbir almak için 'nasıl' sorusunu seçenler

İkilemin diğer tarafında ise insan doğasının en temel güdüsü olan 'hayatta kalma' ve 'korunma' içgüdüsü ağır bastı. Ölümün 'nasıl' gerçekleşeceğini bilmek isteyen vatandaşlar, bu bilgiyi bir tür erken uyarı sistemi olarak kullanma eğilimindeydi. Görüştüğümüz bir kişi, "Nasıl öleceğimi bilmeyi seçerdim. Çünkü ona göre hareket ederdim. Örneğin motor kazasıysa, bir daha motora binmezdim" diyerek, kaderi kendi elleriyle değiştirme veya en azından riski minimize etme umudunu dile getirdi. Benzer şekilde bir başka Yalovalı da, "Nasıl öleceğimi tercih ederdim, çünkü bir şey olacağı zaman ona göre tedbir alırdım" ifadelerini kullandı. Bu gruptaki yanıtlar, insanoğlunun tehlikeyi önceden bilip ondan kaçınabileceğine dair taşıdığı iyimser inancı ve kontrol duygusuna olan ihtiyacını net bir biçimde ortaya koydu.

Bilmemenin hafifliği ve psikolojik yük

Sokak röportajında "zaman" ve "şekil" tartışmasının ötesine geçerek, geleceği bilmenin yaratacağı ağır psikolojik tahribata dikkat çekenler de oldu. İnsanın kendi sonuna dair kesin bir bilgiyle yaşamasının katlanılmaz bir stres yaratacağını savunan bir vatandaş, her iki seçeneği de reddederek şu çarpıcı ifadeleri kullandı: "Hiçbiri... Bende panik atak var, ben dayanamam. En güzeli bu, bilmemek daha güzel." Bu samimi itiraf, aslında felsefi bir sorunun insan psikolojisindeki somut karşılığını yansıtıyordu. Belirsizliğin çoğu zaman korkutucu görünse de, aslında insan zihnini koruyan, umudu canlı tutan ve günlük yaşamın devamlılığını sağlayan koruyucu bir kalkan olduğu gerçeği bu yanıtla bir kez daha hatırlatılmış oldu.

Yalova sokaklarında gerçekleştirilen bu kısa ama derinlikli röportaj, sıradan bir günün ortasında bile insanların varoluşsal meseleler üzerine ne kadar farklı ve zengin düşüncelere sahip olabileceğini gösterdi. Yanıtların genelinde, bir yanda kalan zamanı anlamlandırma ve telafi etme çabası, diğer yanda ise tehlikeden kaçınarak hayatta kalma mücadelesi öne çıktı. Ancak tüm bu tartışmaların vardığı en net sonuç; yaşamın sonuna dair bilinmezliğin, insanları hem hayata bağlayan hem de onlara kendi hikayelerini yazma özgürlüğü veren en temel unsur olduğuydu.