Gözden Kaçırmayın

"AKŞAM KALKIYORUZ ZAM, SABAH KALKIYORUZ ZAM"

Günümüzde tüketim kültürünün ve sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte, kutlanan "özel günlerin" sayısı ve bu günlere atfedilen önem giderek artıyor. Eskiden mütevazı bir şekilde aile arasında veya yakın arkadaşlarla kutlanan anlar, günümüzde adeta birer gösteriş yarışına dönüşmüş durumda. Toplumun her kesimini etkileyen bu kutlama furyası, beraberinde ciddi bir ekonomik ve psikolojik baskı da getiriyor. Yalova Konuşuyor ekibi olarak, vatandaşların bu konudaki nabzını tutmak amacıyla Yalova sokaklarına çıktık ve eleme usulüyle ilerleyen bir soru yönelttik. Vatandaşlara, Türkiye'de en çok abartılan özel günün hangisi olduğunu sorduğumuzda, tüketim çılgınlığının boyutlarını gözler önüne seren çarpıcı yanıtlar aldık.

Sevgililer Günü İlk Turları Geçti

Sokak röportajımızda vatandaşlara yöneltilen ilk kıyaslamalar, sevgi ve minnet duygularının ifade edildiği geleneksel günler ile ticari yönü ağır basan günler arasındaydı. Görüştüğümüz vatandaşa "Sevgililer Günü mü, Anneler Günü mü?" sorusu yöneltildiğinde, tereddütsüz bir şekilde Sevgililer Günü'nün daha fazla abartıldığı yanıtı alındı. Aynı şekilde Babalar Günü ve Öğretmenler Günü ile yapılan kıyaslamalarda da sonuç değişmedi. Vatandaşın bu tercihleri, 14 Şubat'ın toplumda yarattığı hediye alma zorunluluğu ve romantizmi maddi bir değere indirgeyen reklam kampanyalarının yarattığı yorgunluğu yansıtıyor. Anneler, babalar ve öğretmenler gibi hayatımızda derin izler bırakan kişilere ayrılan günlerin daha samimi ve gösterişten uzak kutlandığı, buna karşılık Sevgililer Günü'nün adeta bir tüketim ritüeline dönüştüğü sokak röportajımızda bir kez daha tescillenmiş oldu.

Bireysel Kutlamalarda Çıta Yükseliyor

Röportajın ilerleyen aşamalarında, kıyaslama çemberi bireysel dönüm noktalarını temsil eden günlere doğru daraldı. Sevgililer Günü ile doğum günleri karşılaştırıldığında, vatandaşın tercihi bu kez "Doğum günleri" yönünde oldu. Hemen ardından gelen "Doğum günü mü, mezuniyet mi?" sorusuna ise "Mezuniyet" yanıtı verildi. Bu durum, son yıllarda özellikle sosyal medyanın etkisiyle bireysel kutlamaların ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Artık sıradan bir pasta kesiminden ziyade, mekan kapatmaların, profesyonel fotoğraf çekimlerinin ve devasa organizasyonların yapıldığı doğum günleri ile adeta bir düğün havasında geçen, lüks araçların ve abartılı kıyafetlerin yarıştığı mezuniyet törenleri, toplumun "abartı" algısında Sevgililer Günü'nü bile geride bırakmayı başarıyor.

Zirvenin Sahibi: Evlilik Teklifleri

Eleme usulü ilerleyen röportajımızın finaline doğru, evlilik endüstrisinin yarattığı devasa baskı tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Mezuniyet ile nişan merasimleri kıyaslandığında vatandaşın tercihi nişandan yana olurken, asıl çarpıcı sonuç son soruda geldi. "Nişan mı, evlilik teklifi mi?" sorusuna vatandaş, "Evlilik teklifi. Kesinlikle" diyerek çok net bir nokta koydu. Günümüzde evlilik teklifleri, iki kişinin hayatını birleştirme kararını aldıkları mahrem ve romantik bir an olmaktan çıkıp, kemancıların kiralandığı, yatların tutulduğu, dev pankartların açıldığı ve droneların uçurulduğu devasa prodüksiyonlara dönüşmüş durumda. Vatandaşın "kesinlikle" vurgusuyla verdiği bu yanıt, evlilik öncesi süreçte çiftlerin üzerine yüklenen "mükemmel ve gösterişli bir an yaratma" baskısının toplum tarafından ne kadar yorucu ve gereksiz bulunduğunu kanıtlıyor.

Yanıtların genelinde ortaya çıkan tablo, Türkiye'de özel gün kutlamalarının masumiyetini büyük ölçüde yitirdiği yönünde. Yalova'da gerçekleştirdiğimiz bu sokak röportajı, sevgi gösterilerinin ve kişisel başarıların kutlanma biçiminin, giderek artan bir şekilde sosyal statü sergileme ve dijital dünyada onay arama aracına dönüştüğünü gösterdi. Vatandaşların gözünde, sevginin veya başarının büyüklüğü artık yapılan harcamanın ve organizasyonun şatafatıyla ölçülmeye çalışılıyor; bu abartı sarmalının zirvesinde ise şüphesiz ki sosyal medyanın en çok beslendiği gösterişli evlilik teklifleri oturuyor.